2 Ekim 2004
İnsanlar genellikle alışkanlıklarıyla düşünürler. Genel ve yaygın olana eğilim duymalarındandır bu. Güvenli olan, biraz da genel ve yaygın olandır sanılır. Bu nedenle yaygın olan, yayılmış olan, yayıla yayıla genelleşmiş olan, aynı zamanda güven verici olandır.
Muhafazakârlığın
en temel karakteristiği biraz da yaygın olandan, yerleşmiş olandan, güvenli
olandan, her daim olagelenden yana seçimde bulunmakla neredeyse eştir. Kısacası
muhafazakârlık doğru ve gerçek olanı korumanın adı değil, bilâkis genel
ve yaygın olanı korumanın adıdır: bir tür garanticilik... riske girmeme... hep
aynı yerden, aynı noktadan dünyayı seyretme... hareket etmeden seyretme...
pozisyon değiştirmeme... olanı sırf olduğu için ve bir kez daha olabileceği
için onaylama... onay sayısının artmasının sağladığı hız ve hazla sırtını olup
bitene dayama... evet, bir tür herkesleşme...
Bakınız,
Namık Kemal dikkatimizi hangi tarafa çeliyor:
Sizce de düşünmeye değmez mi:
Acaba
dünyanın duruşu ile onun karşısında kendisini konumlayan ben'in duruşu arasında
vukû bulan karşıtlığı öncelikle üstlenmesi gereken taraf hangisi?
Dünyanın
akışına karşı koymak, dünyaya tersinden bakmak, mümkün olduğunca aykırılığı,
ayrıksılığı seçmek, sanki daha soylu, hatta daha kışkırtıcı gibi görünüyor ve
ister istemez dünyaya muhalif bir duruş, özellikle gençler tarafından, daha
seçkin bir konumda yer almakla eş tutuluyor; tutulmalı da.
Tam da
bu noktada, Namık Kemal'in başaşağı seyrediş sözleriyle ifade etmeye
çalıştığı şeyi çoğu kişinin bu yönüyle yorumlayıp meseleyi kabaca ters bakış
olarak işaret edilen pozisyonla ilişkilendireceği gerçeğinden kuşku bile
duymamız gerekmiyor aslında.
Ters
bakış, yani muhalif olmak... farklı olanı vurgulamaktan hoşlanmak... dikine
gitmek... delicesine davranmak... mümkün olduğunca çokluğun içinde ve ellerimiz
başımızın arkasında sırtüstü uzanıp el-âlemi seyretmektense, azınlığın içinde
kalıp adına el-âlem de denilen o kürenin karşısına geçip bize denk gelen
yüzeyine avuçlarımızla dayanmak... ve bir ayağımız geride onu tersine
çevirmeye, aksi istikamette itmeye uğraşmak... üstelik o üzerimize evrildikçe,
devrildikçe ayaklarımız gitgide toprağa gömülse de buna aldırmayıp inadına
yerimizden kımıldamamak...
Sanıyorum
bütün bunlar cihânı başaşağı seyredişin bedeli. VE kimsenin kuşkusu olmasın ki
hakikaten hoş temâşânın başlıca koşulu.
Benim
kabullenmekte güçlük çektiğim husus da ne ilginçtir ki burası: yani kendime
dünyanın tam da karşısında yer biçmek... kürenin evrildiği yönün karşısına geçtiğimi
varsayıp onun aksine, tersine, zıddına gitmeye çalışmak... hiç değilse böyle
bir seçeneği işaretlediğimi sanmak...
İşte bu
pozisyon, niçin söylemekten çekineyim, hiç de bana göre değil!
Galiba
en doğrusu, henüz vakit varken, yavaş yavaş çevremde birikmeye başlamış olan
kalabalığın içinden usulce sıyrılıp saçlarımdan kavradığım kendimi böylesine
safdilâne bir vehmin taraftarları arasından çekip almak.
Öyle ya,
ben nasıl olur da bu devrana muhalif olduğumu söyleyebilir, onun tersine
gittiğimi, gitmeye çalıştığımı iddia edebilirim, üstelik bir de Fuzûlî'nin şu
dizeleri biteviye zihnimde yankılanıp dururken?
Galiba
erbab-ı istidadı devran istemez
Dünyayı başaşağı seyretmem halinde, onun ile aramdaki çatışmanın sona ereceğinden zerre kadar kuşkum yok.
Niçin amuda kalkmalıyım ki?
Evet, neden dünyanın evrildiği
yöne doğru kendimi çevirmem gereksin?
Ters
duran, yol kesen, durmaması gereken yerde duran ben değilim, bilâkis o!
Muhalefeti
ben seçmedim, bilâkis bana muhalefet eden, beni gittiğim istikametten çevirmek,
sözümona bütün heybet ve haşmetiyle yoluma dikilip gidişimi engellemek isteyen
asıl o!
Mülevves
elleriyle güya yakama yapışıp özümü gerçekleştirmemi engelleyeceğini sanan ve
özüme uygun davranmamdan rahatsızlık duyan da yine o!
Karşımdan
çekilmek ona düşüyor; zira karşıma çıkan kendisi! O kendi doğasına uymalı, ben
de kendi doğama. Yapmam gerekeni nasıl olur da yapmaktan vazgeçerim? O varsın
istemesin, varsın oyuncaklarını geri istesin! Ben onlara hiç talip olmadım ki!
Beni eğlendirmek amacıyla önüme attıklarına başımı bile çevirip bakmadım ki!
Beni her
iki anlamıyla da eğlemek, eğlendirmek isteyen dünya, öylece durup
oyuncaklarıyla eğleneceğime, yerimden kımıldamayacağıma, güya eğlenip
eylemeyeceğime nasıl inanabilir?
Biliyoruz
ki o hiçbir zaman iktidar sahibi olamadı. Onun bütün işi gücü muhalefet. Tüm
yaptığı baştan çıkarıcılık. Genel olanı, yaygın olanı, güven verici olanı
elinde tuttuğuna inandırmak Hz. İnsan'ı.
Oysa
bakınız Fuzûlî ne demiş olanca açıklığıyla!
Muhalif devrden gülgûn şarabı kane değşirdim
Surudun çeng ü udun nâle vü efgane değşirdim
Hz.
İnsan'a muhalefeti icabı onu yürüyüşünden eğlemek/eğlendirmek isteyen dünyanın
sunduğu gül kokulu şarapların yerine kan içmeyi seçtim, işret meclislerinde
sazlar eşliğinde neşeli kahkahalara garkolmak yerine yalnızlığın kuytu
kuşelerine çekilip tek başıma feryad u figan eylemekle yetindim.
Size tavsiyem, ne değişin, ne de değiştirin, sadece değşirin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder