Müridin biri, gün gelmiş intisab ettiği şeyhin, gerçekten de hak bir şeyh olup olmadığından kuşkuya düşmüş. Uzun bir müddet tereddütler geçirdikten sonra istihareye yatıp şeyhinin hak olup olmadığını, düşünde vâki olacak bir işaret aracılığıyla, anlamak istemiş.
Hemen o gece istihareye yatmış. Rüyasında bir
de ne görsün, şeyh efendi, cehennemin ortasında, alevler içinde, hem de cayır
cayır yanmakta.
Uzun uzun düşündükten sonra, en nihayet, kendisine yararı olmayanın bana da yararı olmaz, deyip şeyhin yanına gitmeye
ve kendisinden izin isteyip dergâhtan ayrılmaya karar vermiş.
Ertesi gün mahzun bir hâlde tekkeye gitmiş.
Şeyh efendiyi avluda yalınız başına gezinirken görmüş. Yanına yaklaşınca, şeyh
efendi, bakmış, müridin yüzünden düşen bin parça. Tabii hemen anlayıvermiş
neler olduğunu.
Tebessüm edip, ne o, demiş, yoksa sen de mi
o rüyayı gördün?
Mürid, mahçup mahçup, evet mânâsında başını
sallayınca, Efendi şöyle buyurmuş:
Evlâdım! Ben de yıllardır düşlerimde kendimi o hâlde görüyorum. Lâkin bugüne değin yaptıklarımı yapmaya devam etmekten gayrı yapabileceğim hiçbir şey yok!
* * *
Hakikatin bilgisi peşinde geçirdiğim koca bir
ömrün ardından geriye dönüp baktığımda, ne zaman ye’se düşecek gibi olsam, bu
menkıbede sözü geçen şeyh efendinin dediğiyle temessül etmekten gayrı çıkar bir
yol bulamadım kendime.
Her yol ayrımında, önümdeki en makul seçenek,
hep bana, yaptığımı yapmaya devam etmek olarak göründü: aramak.
Evet, sadece aramak. Her hâl u kârda, hem de
ne pahasına olursa olsun aramaya devam etmek.
Aramak, aradığımı bulmak anlamına gelmedi hiç.
Gün oldu, ne aradığımdan emin olamadım. Gün oldu, doğru yerde arayıp
aramadığımdan kuşkuya düştüm. Gün oldu, bulduğumun, bulduklarımın gerçekten de
aradığım şey olup olmadığına bir türlü karar veremedim.
Hasılı bazen terkettim, bazen terkolundum.
Lâkin hep aradım, inadına aramaya devam ettim. Buldukça, bulduğumu zannettikçe,
hep daha ilerisine geçmek için yürümeye devam ettim. Aradıkça bulacağımı değil, olacağımı düşünüp müteselli olmaktan geri kalmadım. Ne buldum, ne
oldum ve fakat bulmaktan da, olmaktan da vazgeçmedim.
Çaresiz, ânı geldi, şu nefîs nefese kulak
verdim:
Ey gönül, kendini vezn etmeye kantar ara bul!
Yürü git, kantarına halis olan ayâr ara bul!
Bezm-i elest’ten beridir kulaklarımda çınlayan
dost vasiyyetini ciddiye alıp araya araya nice kantar buldum, lâkin bir türlü
ayârını bulamadım. Ayâr bulduğumu, ayârını bulduğumu zannettiğimdeyse, civarda
tartılacak bir kantar bulamadım.
Nereden bileyim, nefes’in devamı da varmış,
ben de çaresiz devamına kulak verdim:
Kapatırlar seni bir hâl-i haraba yalınız;
Ol karanlık geceler kendine bir yâr ara bul!
Ol karanlık gecelerde yâri bulmak için, gitmem
değil, gittiğim yerden bir an evvel gelmem gerekiyormuş.
Bilemezdim.
Nasıl bileyim? Geldiğim son noktanın, gitmek
için yola çıktığım ilk nokta olduğunu görünce, aynı daire içre devran etmek yerine özgürlüğü seçtim. Dairemi tamamlar
tamamlamaz, dışına çıktım. Nâ-mütenahi dairelerden müteşekkil koca bir daire
içinde daireler çize çize aramaya devam ettim. Harabîyim, olsun ne çıkar, deyû hâl-i haraba yalınız başıma
kapatılmış olmaktan gocunacağıma yâr uğruna ağyardan yüz çevirmeyi nimet bildim.
Güya, kimi gülistanda gonca gül olur imiş, kimi gonca güle hâr [diken] olur gider imiş. Bense, ne gonca gül oldum, ne de
gonca güle hâr; hâmuşanda bülbüllere yalınız
bir hâdim olmayı seçtim.
Öyle bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin
Bülbül hâmuş, havz tehî, gülsitan harab
deyû oldum
amma olduğumdan memnun kalmadım; buldum
amma bulduğumu kâfi görmedim. Zamanı gelip ölünce, bildim ki aramak, araya araya
daireler çizmek imiş asıl kemâl.
Ben de çaresiz arayanlar arasında saklanmak suretiyle olup-olmamayı, bulup-bulmamayı bir diğerine müsavi addettim.
* * *
Editör'den not: Usta bir keresinde bize bu yazıyı alttaki ezgi eşliğinde okumamızı önermişti. (Bu vesileyle belirtmek gerekirse, 2010 yılında Hakkın rahmetine kavuşan merhum Yahya Soyyiğit, kendilerinin ney üstadıydı.)
Usta'ya hürmet ve en derin muhabbetlerimle, buldum sanışlarla uzaklaşıp aramalarla yakınlaşılıyormuş, kah hüzün ile kah sevinç ile yürünüyormuş bu yol. Ancak aslında hep neşe içinde. Hatırlattınız hem de öyle bir ANda..
YanıtlaSil