27 Eylül 2008
Yaktığımdan daha büyük
ateşlerde yandım, diyor Marguerite Yourcenar.
Ne kadar da şanslıymış!
Kendi yaktıklarımdan daha büyük bir ateşin
alevleri hiç değmedi tenime.
Beni yakan ateşleri bıkmadan usanmadan hep ben
tutuşturdum. Bir ömür boyu.
Cinnetim bundan.
İncizabım da, cezbem de, cazibem de.
İnadına.
İnadıma.
Kendimle başım belâda oldu hep.
Üstüne üstüne giden ben oldum kendimin, kendi ateşimin, kendi öfke ve şehvetimin, kendi aklımın.
Yok oldu dünya, bir ben kaldım.
Yapayalnız. Tek başıma. Bir başıma.
Now the World is gone I’m just one.
Şimdi
Metallica’yı anmanın sırası mı?
Elbette. Bir savaşçıydım mâdem, bu zorunlu.
Savaşın zararlarını anmadan edemem. Hiç
değilse pişman olmadım. Gönlümce yenildim. Öyle ki sırtım yere yapıştığında
bütün kemiklerim çatırdamıştı. Heybeti eksilmemiş muhteşem bir yenilgiydi.
Ben yenilmek için savaşmıştım. Yenildim.
O hâlde niçin zaferimle övünmeyeyim?
Bir kez daha kâhine kadının önünde diz
çöktüm bu yüzden:
L’amité est avant tout certitude, c’est ce qui la distingue de l’amour.
Yourcenar
haklıydı, sevmek herşeyden evvel inanmak demekmiş, sevgiyi
aşktan farklı kılan da buymuş.
Öyledir. Aşıkın maşuka inanması gerekmez.
Bir teselli mi?
Belki.
İnadına. İnadıma.
Çünkü rahmin içindeyken tanık oldum hakikate.
Çıplak çıplak.
Back in the womb its much too real.
İyi ki
varsın ey ölüm!
Ölmeyeceğimi
bilseydim, âşık olabilir miydim, aşk nedir,
tutku nedir bilebilir miydim?
Anlayabilir miydim?
Aşkın, tutkunun ateşini tutuşturan, bizzat
ölüm korkusu.
Öleceğim/ölebileceğim için tutkularım oldu.
Tutkularımın hazzıyla ölümü erteledim, ötelere itelerken ölümü, tutkunun ve
aşkın gücü benimleydi.
Ah o umarsızlık!
Bir elinde cımbız, bir elinde ayna / olan
kadının / elbette umurunda olmaz dünya!
Niçin olsun ki?
Kendisiyle meşgul.
VE o denli de mağrur.
Abraham Maslow, hiç ölmeyeceğini bildiği
takdirde insanoğlunun tutkulu bir biçimde sevip sevemeyeceğinden kuşkulanmakta
haklı.
Ölüm
olmasaydı, aşk da olmazdı.
Sonsuzluk ve
sınırsızlık içerisinde aslâ güçlü arzulara, karşı konulamaz tutkulara yer yok!
Ölüm,
mevcudiyetiyle çılgınlığı meşrulaştırıyor. Ölüm
olmasaydı çıldırabilir miydik? Aklı elimizin tersiyle itip sonsuza değin bir
delinin gözlerinden seyredebilir miydik âlemi?
Ölüm
olmasaydı, yaşamak için böylesine aceleci davranabilir miydik?
Yaşam değerli. Çünkü sınırlı. Çünkü geçici.
Hafif bir meltem gibi.
Ölüm gibi.
Bir sır gibi.
Deliler kendileri için dua etmezler.
Kendileri için bir şey
istemezler/isteyemezler.
Hakkında bir
istekte bulunabilecekleri bir ben’den mahrum oldukları için isteyemezler. Kendilerine
işaret edebilecekleri bir ben bulamazlar ki onun için bir şey istesinler.
İsteyemezler.
Ey talib!
Sen beni okurken bil ki ben çoktan çokluğun
merkezine varmış olacağım. Çokluğun. Çocukluğun. Gürültünün.
Bir hasreti dindireceğim sükûtumla. Gürültünün
içindeki iniltiyi dinleyeceğim. Feryaddan teeddüb edenin iniltisini.
Bilen kim, gören kim?
Biliyorsam göreceğim. Göreni.
Görüyorsam bileceğim. Bileni.
Nasibim varsa, tüm ilmi bir evet ile bir hayırın içine sıkıştıracağım.
Bir noktanın içine.
Benim için bu sefer sen dua et ey talib, duyur semaya, semanın dostlarına.
Noktanın içindeyim. Noktadayım.
Bir noktada.
O noktada.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder