28 Aralık 2008
Mükemmel olmaya çalışmak, tamamlanmayı
istemekle alâkalı hiç kuşkusuz.
Daireyi tamamlamakla.
Daireyi tamamlamakla.
İnsan, insana özgü tüm yetilerini,
yeteneklerini kullandığı/kullanabildiği takdirde ancak yetkinleşir. Tamamlanır.
Tüm yetilerini: duyu, duygu, düşünce
yetilerini.
Tümüyle, yani eksiksiz bir biçimde.
İnsanın tekâmülünü düşleyebilir, kemâle erme,
tamamlanma yolundaki tüm çabalarını takdir edebiliriz. Etmeliyiz.
Peki ya tekemmülünü? Bitmiş, tamamlanmış bir
insanı? Yani tanrılaşmış bir insanı?
Maddeden, doğadan, maddenin ve doğanın
sebep olduğu tüm zayıflıklardan arınmış olanı?
Üstelik böyle olduğu takdirde
bile ‘insan’ sıfatı taşıyabileceğini sananı?
Sorudan, sorgudan, eleştiriden muaf
olduklarını sanan tanrıcıklara en çok siyasette rastlanır. Yöneticilerde ya da
yönetmeye talip olanlarda.
Kusursuz liderler.
Yanılmayan önderler. Kahramanlar.
Hepsi de mükemmeldir. Kusursuzdur. Eleştiri
kabul etmez.
İnsanoğlu, tanrılaşamaz ama tanrılaştırır.
Mükemmelleşemez ama mükemmelleştirir. İdealize eder, idealleştirir. Pek tabii
ki zihninde. Hayalinde. Umud eder bu yüzden. Hayal eder. Mükemmelmiş gibi
yapar. Kendisini veya başkalarını mükemmelleştirir. Kusursuz hâle getirir.
Hatalardan arındırır.
Kemâle ve mükemmele ihtiyacı olduğu için yapar
tüm bunları. Yücelmeye ihtiyacı olduğu için. Yücelmek için yüceltir. Yüceltmek
zorundadır.
İnsanın yanılmaya ihtiyacı vardır. Ve
aldanmaya.
Aldanmak ister insan. Hem de kendilerine
kendisini aldatma hakkı verdiği kimseler ve/veya nesneler tarafından. Aldatır
ve aldanır.
Aldanmak, insanın yazgısı. Yücelmek istediği
için yüceltmek zorunda olanın.
Hz. Ömer’in dediği gibi:
Biz bizi Allah adına aldatmak isteyene aldanırız.
Çaresiz. Bile isteye aldanırız.
Gerçek!
Tüm çıplaklığıyla kimin ona ihtiyacı var?
Kim gerçeği tüm çıplaklığıyla bilmek ister?
Kimse!
Evet, hiç kimse tüm çıplaklığıyla gerçeği
bilmeye ihtiyaç duymaz. Bilmek de istemez. Gerek yoktur.
Şaşırma ey talib, gerçeği bilmenin gereği
yoktur.
Üstüne çıkmak gerekir gerçeğin. Bile bile
aldanmak gerekir. Aldanmak ve aldatmak. Yücelmek için yüceltmek gerekir.
Kendini ve/veya başkalarını. Hatalardan arındırmak, kusursuzlaştırmak,
mükemmelleştirmek gerekir, yücelmek için yüceltilmesine ihtiyaç duyulanları.
Kör olmak gerekir. Yani aşık olmak. Aşka
ihtiyaç duyacak denli kusurlu olmak. Hasta olacak kadar. Mükemmelleştirmek
gerekir. Bile bile aldanmak gerekir.
İhtiyaç olduğundan, ihtiyacımız olduğundan.
Hem de hava gibi, su gibi.
Aldanmaya ihtiyaç duyduğumuzdan.
Aşk gelicek, cümle eksikler biterBitmez ise ko ki kalsın n’olusar?
Aşk gelince tüm eksiklerin biteceğine, bitmese
bile, aşıkın gözlerinin, o eksik ve kusurları göremeyeceğine işaret ediyor
şair. Aşkın ve aşıkın gözlerinin kör olacağına. Bile bile kör olacağına.
Ben de diyorum ki ey talib, şimdi gözlerini
bitmemişe çevir. Tamamlanmamışa. Eksik ve kusurlu olana. Sürene. Devam edene.
Son noktasını bulmamış olana. Aleme ve insana.
Tüm noksanlarıyla çamur içinde çırpınan insanı
gör. Bitmemiş, tamamlanmamış, eksik ve noksan insanı. Hz. İnsan’ı.
Böylece sev onu. Tamamlanmadığı için ve asla
tamamlanamayacağı için. Mükemmellikten uzak bir biçimde. Yücelteceksen, çamurun
içine sokarak sev onu, omuzlarına mumdan kanatlar takarak değil.
Ey talib, sırf dualarını kabul ettiği, edeceği
için seviyorsun sen Tanrı’yı. Mucize göster ki inanayım, diyorsun. Elindeki
zarların bir kere de 7+7 gelmesini istiyorsun. Düştükçe, çöktükçe, battıkça
kanatlanmak istiyorsun.
Hakkındır. İste tabii. Kendini iyi hissetmek
için, yücelmek için. Yücelt! Aldanmak ve aldatmak için.
Gerçeğin içine tükür, çekinme! Vehminle,
hayalinle. Tüm umutlarınla. Keyifle ve neşeyle.
Fakat bu arada şu küçük hikâyeyi de unutma!
Son devir melâmî büyüklerinden Muhammed
Nur’ul-Arabî hazretleri bir gün bir müridiyle yolda yürürken, müridi bir
aralık durup demiş ki:
Efendim, bütün şeyhler keramet gösterirler, gösteriyorlar ama siz bize henüz bir keramet göstermediniz. Lütfetseniz de bir kerametinizi görsek!
Efendi hazretleri kaşları çatılmış bir hâlde
hiddetle müridine şu cevabı vermiş:
Yürüyoruz
ya işte!
Sonra da hiç konuşmadan yürümeye devam etmiş.
Ey talib, uçanları kaçanları bırak da hakikat
ehlini yürüyenlerin arasından seçmeye bak!
Kemâli bitmemişlik/tamamlanmamışlık içinde
arayanları sen de ara bul!
Hikmeti çamurun içinde arayanları önemse!
Toprağın ve insanın içinde arayanları. İnsanı yine insanda arayanları.
Tevazuyla arayanları. Mükemmel olduğunu iddia etmeden, insanı tüm eksik ve
kusurlarıyla arayanları.
Hürmet edeceksen, insanın eksik ve kusurlarına
hürmet edenlere hürmet et, bitmemişliği/tamamlanmamışlığı fazilet bilen çamurlu
elleri öp ille de öpeceksen!
Evet, suyu (sevabı) değil, bilâkis çamuru (günahı) önemseyenlerin ellerini.
Evet, suyu (sevabı) değil, bilâkis çamuru (günahı) önemseyenlerin ellerini.
Çamurdaki toprağa değil, çamurda o toprağı
cıvıklaştıran suyu görenlerin gözlerine dik gözlerini.
Hayretle.
Her defasında.
Mütevazı ol, sadece yürü.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder