2 Ocak 2010
Nedir bilir misin?
Bir yanda aklın, bir yanda kalbin.
Geçmişin ve geleceğin ortasında kalan zavallı
bir şimdicik.
Mabedden içeri adım attığında ne hisseder
insan, söyle, hiç bilir misin?
Secdeye başını koyduğunda?
Derken büyük bir alışveriş merkezine
girdiğinde?
Koca bir cipin içindeyken meselâ, müziğin sesini açarken?
Hiç gördün mü onu, hani şu bir yandan sesi
arş-ı a’laya çıkanı, öte yandan kalbi büzüştükçe büzüşeni?
İçine, daha da içine çekileni?
İçine, daha da içine çekileni?
Bir elinde Kur’an, bir elinde ben, tam da
ortasından yarılanı?
Gövdesi bir yanda, başı bir yanda, çarşının
orta yerinde ayaklar altında sürüneni?
İnsanı.
Hiç gördün mü?
Ne yapacağını bilmez hâlde, kurban diye
kendini sunarken.
Gözyaşlarıyla kendini iyileştireni. Hüzünle.
Çaresizlik içindeyken. Ağlaya ağlaya kendi yaralarını kendisi saranı.
Değil meydanlarda, mescidde bile kıyam
edemeyeni.
Ayağa kalkmak nedir bilmeyeni.
Ayağa kalkmak nedir bilmeyeni.
Secdeden başını kaldıramayan o zavallıyı.
Okuyanı. Hep okuyanı. İnsanı. Kendini.
Gördün mü hiç?
Kalabalıkların arasında yine kendisiyle
konuşurken. Otururken, yürürken, koşarken, her daim bile isteye kendini unuturken?
Sordun mu ona, kimsin sen, dedin mi? Tuttun mu
elinden, sildin mi gözyaşlarını? Başını okşayıp teselli ettin mi?
Taşradayım gelemiyorum yanına, diye özür
diledin mi?
Bağışlanmak, bilir misin nedir?
VE dahî bağışlamak. Affetmek, görmemek değil, görmezlikten
gelmek, ihmal etmek, bile isteye kül gibi savurmak günahları havaya,
nedir hiç düşündün mü?
ٌالأمْن من الله تعالي كفْر
Ömer Nesefî’nin Metn-i Akaidinden muktebes bir kaide bu. Bir inanç ilkesi.
Asırlarca inanma tarzımızı belirleyen
ilkelerden biri.
Neymiş anlamı?
Tanrı’dan emin olmak küfürdür.
Zıddı yeistir. Ümitsizlik de haramdır inanana, emin olmak da.
İnanıyor musun, o hâlde Tanrı’ya
güvenmeyeceksin!
O senden emin olacak, ama sen aslâ ondan emin
olmayacaksın!
Hiç de adilce değil denilebilir. Zalimce bile
görünebilir. Fakat sakın öyle deme, sakın öyle görme! Aşıkların ahlâkına ihanet
etme ey talib!
Aşık sevgilinin nazından hiç emin olur mu?
Onun için, elde var bir, diyebilir mi? Sevgilinin tebessümünü garanti etmeyi
başarabilir mi?
Aşıkın gaye-i kusvası kurbiyyettir. O kurban olup
canını canına vermek ister, sevgilinin ellerinde ölmek, kendinden geçmek
ister.
Aşık elde var birdir. Garantidir. Aldatılmayı
göze alandır, kandırılmayı, reddedilmeyi, hatta terkedilmeyi, bir kenara
öylece atılmayı.
Birileri onu onunla, onun adıyla
kandırabilirler, şikayet etmez. Kendisi için değil, adı için bile kurban
olmaktan çekinmez.
Mertebe mertebe... derece derece... safha
safha...
Yaşamak gerek. Almak için değil, bir de vermek
için sevmek gerek. Vermek için, vermek suretiyle, vere vere... karşılıksız...
hep kendini borçlu hissederek.
İnkâr edemediğim için inanıyorum. Cazibesinden kaçamadığım için. Çaresizim.
Bir ömür boyu kendini borçlu hissetmenin adıdır inanmak, biliyorum.
Varlığa, yaşama, başkasına, öteye,
ötelere borçlu hissetmek.
Aşık, defterinde alacak hanesi olmayanın vasfı. Hep verenin. Aldatılsa bile güvenmek, emin olmak zorunda olanın. Başkalarının koynunda olsa bile yâri sevmekten vazgeçmeyenin.
Aşık, ele geçiren değil, bilâkis ele geçirilen, elde tutulan, elde var
bir olan.
Güven veren ama güven duyması yasak olan.
* * *
Ümit kesme ama emîn de olma, diyen başkası değil, sevgili.
Beni arada tutuyor ve usulca, korkuyla ümidin
kucağına bırakıveriyor.
Güven verenler var oysa. Teminat verenler.
Peşin peşin elini uzatanlar. Gönlümce aldatacaklarım var sırada. Bana
yapılanları yapacaklarım. Sevmekten çok sevilmenin hazzını yaşayacaklarım. Naz
edeceklerim. Dünya. Koca dünya.
Ama ben hiçbirini görmüyorum.
Hiçbirini umursamıyorum.
Hiçbirini hatırlamıyorum.
Düşte gibiyim.
Hiçbirini umursamıyorum.
Hiçbirini hatırlamıyorum.
Düşte gibiyim.
Yılın ilk yazıları niçin böyle buram buram ölüm kokuyor deme de
ey talib, anla!
Ölmedikçe doğmak yasak bize!
Bir kere düşer insan yeryüzüne,
bir kere!
O hâlde şimdi ölmek sırası!
Derken, bir bakarsın gelmiş, dirilmek... ve nazlanmak sırası!
Takip et: @ducane





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder