24 Ocak 2010
Yaşam tarzım yalnızca yazmaya göre
ayarlanmış.
Kafka, iki kez nişanlanıp ayrıldığı Felice’ye
yazdığı 1912 tarihli bir mektupta böyle tanımlar yaşamını.
... nur auf das Schreiben...
... yalnızca yazmaya göre (ayarlanmış.)
Ve devam eder:
Yaşam tarzım yalnızca yazmaya göre ayarlanmış; şayet değişiklikler olursa, bunlar herhâlde yalnızca yazmaya daha iyi uyum sağlamam için olacaktır. Çünkü zaman kısa, gücüm az, ofis ürkütücü, apartman gürültülü ve eğer tatlı, düzgün bir yaşam da imkânsızsa, o takdirde kişi hafif manevralarla eğilip bükülmeyi bilmelidir.
Yalnızca yazmaya ayarlanmış bir yaşamın sahibi kaçınılmaz olarak çevresindeki herşeyi yazma eylemine göre biçimlendirecektir.
Kafka’nın yaşamı da böyle biçimlenmişti.
Sadece hikâyeler yazmıyordu. Düzenli bir
biçimde günlük de tutuyordu. Ve şaşırtıcı bir biçimde askerî bir disiplinle
mektuplar yazıyordu, bilhassa kadınlara, hayatı boyunca doğru dürüst ilişki
kuramamış olduğu kadınlara.
Kadınlar yazmasına yardımcı olduğu ölçüde onun
yaşamında yer alabiliyorlardı. Kafka sürekli yazıyordu. Ama çoğunlukla
kadınlara, zihnini tetikleyebilecek kadınlara.
Ein Käfig ging einen Vogel suchen.
Onun en sevdiğim sözlerindendir.
Bir kafes bir kuş aramaya çıktı.
Kafka yazdığı/yazabildiği takdirde yaşadığını
hissediyordu.
Yaşamak için yazmaya ihtiyacı vardı.
İşte bu yüzden kafesleyecek bir kuşa ihtiyacı
vardı. Bu amacına ulaşabilmek için de harekete.
Oysa kafes sabit iken, kuş hareket hâlindedir.
Kafka hareket etmeyi bilmezdi ki!
Yapabileceği tek şey kapısını açık tutmaktı.
Bir de ağır gövdesini mümkün mertebe kımıldatmak, ne kadar mümkünse o kadar
kımıldatmak.
Sevmeye ve sevilmeye hasret bir ruhtu
onunkisi.
Biraz yaşam enerjisi, hepsi bu!
Çürüyen akciğerlerine inat, nefes almasını
sağlayacak başka bir nefes.
Muhakkak Prag’ı görmelisiniz. Kafka’nın
zindanını...
Rutubet kokan bir şehir Prag.
Bir kafes gibi.
Kafka gibi.
Bu satırları yazarken, sırf bir şehre
haksızlık etmemek için, hafızama güvenmek yerine, kütüphanemden Kafkas Pragı aldım elime yeniden. Kafka’nın Pragını.
Küçük ve sade bir kitapçık. Kafka’yı Prag’taki
izlerinden hareketle anlatıyor. Nerelerde oturduğunu, nerelerde gezindiğini,
dostlarını, vs.
Prag’ı bu kitapçığın rehberliğinde
dolaşmıştım.
Son gün, ayrılırken, mezarının bulunduğu
mezarlığa (Der Neue Jüdische Friedhof) gitmiş ve fakat mezarlık kapalı olduğu
için, mezarlığın önündeki yapraklardan birini alarak o kitapçığın içine
koymuştum.
Yıllar önce (2001’de) Kafka’nın Berlin’de
kaldığı evi görmeye gittiğimde de nedense aynı hisler bürümüştü her yanımı.
(Berlin-Steglitz, Grunewald str. 13)
Prag anılarım da o yaprak kadar kuru, o yaprak
kadar cansız.
Kafka demek biraz hüzün demek, belki de ondan.
* * *
Ben yazmayı pek sevmedim nedense.
Belki bazıları şaşıracak ama, konuşmayı da.
Ders, seminer, konferans, vs.
Benim yaşamım sadece okumaya ayarlıydı.
Okumak, öğrenmek, kavramak, hepsi bu kadar!
Yazdıkça değil, okudukça yaşadığımı hissettim.
Öğrendikçe. Gerisi teferruattı. Gerisi, yani başkaları.
Bencilce bir yaşam ve küçük bir dünya.
Eğer zaman zaman bu küçük dünyadan çıktımsa,
çıkmak zorunda kaldımsa, bu, Kafka’nın da itiraf ettiği gibi, hafif
manevralarla eğilip bükülmek anlamı taşımıştır benim için.
Eni konu, kahrolası hanede evlâd u iyal var,
kandırmacası.
Açtım, ve hanemde bir tek ben vardım.
Bilmeye aç! Okumaya, olup bitenleri
kavramaya aç, yalnız bir adam!
Tâ ki Yunus gibi deyinceye kadar.
Dört kitabın ma’nisin okudum tahsil ettim
Aşka gelicek gördüm bir uzun hece imiş.
İlim yolculuğunun irfanî arayışa dönüşmesi
işbu uzun hece ile tanıştıktan sonradır.
Zavallı Kafka, o kısa ömrü bir uzun heceyi
sökmeye yetmedi. Şato gibi kendisine her adım attığında uzaklaştı.
Bu nedenle Kafka için bitmeyen bir dâvâdır o
uzun hece.
Progress yani.
Dâvânın amacı ise Şato'ya yolculuk.
Tanrı'ya.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder